Воскресенье , 22 Октябрь 2017
Вы здесь: Главная | Библиотека | Статьи | Генетика | KAFKASYA’DA ALANLAR MESELESİ

KAFKASYA’DA ALANLAR MESELESİ

KAFKASYA’DA ALANLAR MESELESİ

Ufuk TAVKUL

(Ankara Üniversitesi)

ИЗВЕСТИЯ О КАВКАЗСКИХ АЛАНАХ

В данной статье излагается краткий обзор и анализ основных версий, затрагивающих ранние страницы истории и этногенеза алан и асов. По мнению автора, вопрос о лингвистической принадлежности алан и асов остается открытым. Несмотря на различные аргументы, приводимые различными учеными, как в российской, так и в зарубежной историографии существуют три основные версии на этот счет: одна из которых относит ранних алан к ираноязычным этносам, вторая – к тюркоязычным и третья – предлагает видеть в них союз племен.

Kafkasya ile ilgili tarihsel, arkeolojik, antropolojik ve etnografik konularda yapılan çalışmalar sırasında bilim adamlarının önüne gelen en çetrefilli konulardan biri Kafkasların tarihine damgasını vurmuş Alan kavminin Karaçay-Malkar halkının mı yoksa Osetlerin mi ataları olduğu meselesidir.

Avrupalı ve Rus bilim adamlarının büyük çoğunluğu fazla derin bir araştırmaya gerek görmeden, eldeki verilere dayanarak Alanları Hint-Avrupa ırkına dayanan İranlı bir kavim olarak kabul ederler. Bu fikirde olmalarının bir sebebi XIX. yüzyılda eski Hint-Avrupalı atalarının yurtlarını aramak üzere Kafkaslara gelen Avrupalı bilim adamlarının Orta Kafkaslarda karşılaştıkları ve İran kökenli bir dil konuştuklarını gördükleri Osetleri Alanların torunları olarak kabul etmeleridir. Çünkü XIX. yüzyılın yetersiz bilimsel kaynaklarına göre Avrupalı bilim adamları İskitleri, Sarmatları ve Alanları Hint-Avrupa kavimlerinin İran kolundan gelen halklar olarak kabul etme eğilimindeydiler. Heredot, Hipokrates gibi eski Yunanlı yazarların eserlerinden işlerine gelen bölümleri alarak XX. yüzyılın bazı bilim adamları da İskitleri ve onların uzantısı olan Alanları Hint-Avrupa kökenli kavimler olarak gösterme ve kabul ettirme çabası içine girmişlerdi. Bunların etkisiyle İskitler ve Alanlar dünya bilim literatürüne Hint-Avrupa kökenli ve İran dilli kavimler olarak geçtiler. Bu görüşe göre, Orta Kafkaslarda günümüzde İran kökenli bir dil konuşan Osetler de İskitlerin ve Alanların torunları olmalıydılar.

Osetlerin İran kökenli bir dil konuştukları gerçektir. Ancak tarihteki Alanların dilleri hakkında tatmin edici bir belge bulunamadığı için Alanların dili konusunda kesin bir şey söylenememektedir.

XIX. yüzyılda J. Klaproth, V. Miller gibi birçok bilim adamı Alanların dilleri hakkında yazılmış Orta Çağ belgelerini incelemeden Alanların İran kökenli bir halk, dolayısıyla Osetlerin ataları oldukları fikrini ileri sürmüşlerdi.

Günümüzde Alanların dilleri hakkında dört ayrı hipotez vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

Abayev, Vaneyev, Kuznetsov, Gagloyti, Vinogradov gibi bilim adamları Alanların İran kökenli ve Osetlerin ataları oldukları fikrini savunmaktadırlar.

İspanyol etnograf J. Manuel, Gomas Tabanera, Kazan Tatarı profesör M.Z. Zakiyev Alanların eski bir Türk kavmi ve Karaçay-Malkar halkının ataları olduğu görüşünü benimsemektedirler.

U. Aliyev, M. Habiçev, H. Akbayev gibi Karaçay bilim adamları Alanların içinde Türk ve İran asıllı kabileler bulunduğunu ve İranlı kabilelerin Osetlerin atalarını, Türk kabilelerinin ise Karaçay-Malkar halkının atalarını oluşturduklarını savunmaktadırlar.

B.A. Albarov daha değişik bir görüş ileri sürmektedir. Albarov, Alanların çok eskiden beri iki ayrı halk oldukları görüşünü savunmaktadır. İran dilini konuşan Alanlar VII. yüzyıla kadar Kafkasya’da yaşamışlardır. Bunlar Osetlerin atalarıdır. Türk dilini konuşan Alanlar ise X. yüzyılda Kafkasya ve Doğu Avrupa’ya Kıpçaklarla birlikte gelmişlerdir. Eski Rus araştırmacıların, P. Karpini, V. Rubruk, Ebul Feda Yusuf’un bahsettiği Alanlar Türk dilli Alanlardır. Bunlar Karaçay-Malkar halkının atalarını oluşturmuşlardır (Bayramkul 1982: 233).

Alanlar miladın ilk yıllarında Orta Asya’dan gelerek Kafkasya’da Aşağı Kuban boylarına yerleşmişlerdi (Kurat 1972:15). Çin kaynaklarında Alanlar ‘Alang-ni’ adıyla bir Türk boyu olarak gösterilmektedir (Eberhard 1942:153). Yine Çin Kaynakları onlara An-tsi, Romalılar Alani adını vermişler, Bizanslılar ise Asioi demişlerdir. Alanların bir diğer adı da As’tır. Birçok tarihî kaynakta Alanlar As adıyla geçmektedir.

İkinci yüzyılda Kafkasya’da günümüzdeki Adigey bölgesine girmeye başlayan Alanlar en başta hayvancılık ve tarımla uğraşıyorlardı. Bashan (Baksan) Irmağı civarından çıkardıkları bakırı işledikleri gibi, demirden âlet yapımında da ileri gitmişlerdi. M.S. bin yılı sonlarında Alanlar Kuban Irmağı’nın kaynak bölümlerinde -bugünkü Karaçay’da- merkezlenerek toplanmaya başladılar. XI-XIII. yüzyıllarda Alan kavimleri birliği birbirine düşman bir feodal parçalanmaya uğradı. 1230 yıllarında Alan ülkesinde bulunan katolik rahibi Julian Alanlar hakkında şunları yazmaktadır:

Ne kadar küçük bölge varsa o kadar da prens (derebeyi) vardır. Bunların hiçbiri diğerini dinlememektedir. Bu sebeple bir prens diğeri ile, bir bölge de bir başka bölge ile sürekli savaş içerisindedir’ (Aşemez 1973:47).

Alanların Bizans, Hazar, Gürcü, Ermeni, İran ve başka halklarla ticarî ilişkileri vardı. Alan prensleri 921-925 yılları arasında Abhaz kralı Gorgi’nin etkisiyle Hıristiyanlığı kabul ettiler ve çok sayıda taş kiliseler yaptırdılar. Bunlardan Karaçay’da Kuban Irmağı yamaçlarında Çuvana, Teberdi Irmağı yamaçlarında Sıntı adlarıyla iki Alan kilisesinden başka, Karaçay’ın Zelençuk Irmağı kıyılarındaki Arhız bölgesinde de bir Alan kilisesi bulunmaktadır.

Alanların Türk mü yoksa İran kökenli mi oldukları konusu bilim dünyasında henüz kesin olarak aydınlığa kavuşturulamamıştır. Alanların en azından Türk ve İran kökenli iki zümreden oluştukları kabul edilmektedir. Ancak ilginç olan taraf, Bizanslı ve Arap tarihçilerin, gezginlerin eserlerinin hepsinde Alanların Türkçe konuşan bir halk oldukları yazılmaktadır. Alanlar ve Aslar İran dilli ve kökenli bir halktır biçiminde yazılmış ve günümüze ulaşan tek bir belge yoktur. Yapılan son araştırmalar da Alan zümreleri içinde Türk unsurunun hâkim olduğunu belgelemektedir.

Osetler’in tarihteki Alanlar ile akrabalığı ve ilişkisi şüphelidir. Bunlar Osetleri Hint-Avrupa kökenli halklara bağlama gayreti içinde olan bazı Avrupalı bilim adamlarının temelsiz yakıştırmalarından ileriye gidememektedir. Oset bilim adamı G.A. Kokiyev Alanların Osetlerin değil, Karaçay-Malkarlıların ataları olduklarını kabul etmektedir (Mızı ulu 1994: 42).

Alan’ adının Proto-Türk kavimleri döneminden beri Türk kültür sahasında yaygın bir isim olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Rusya’da Moloçnaya Irmağı kıyısındaki Vinogradnıy köyü yakınlarında yapılan bir kazıda, M.Ö. 3000 yılı sonları ile 2000 yılı başlarına ait eski bir mezardan çıkarılan bir kap üzerinde runik harfli eski Türk dilinde yazılmış bir metin ele geçirilmiştir. Metinde şunlar yazılıdır:

Sadak ok ança anın sanç Alan Köbes eki’

(Alan ile Köbes iki hana yay oku sertçe saplandı)

Bilim adamlarına göre bu mezarlar Alan ve Köbes adlı iki Türk hanının gömüldükleri mezarlardır (Süleymanov 1987:25).

Rusya’nın Kırım yakınlarındaki Herson (Sarı Kerman) bölgesinde bulunan, M.Ö. 3000 yılı sonlarına ait bir başka mezarda ele geçirilen bir kap üzerinde runik harfli şöyle bir metin vardır:

Üş Alan Alanç

Anal Alaş Alban üş

Apa Turus

Bir soy şeceresi olduğu anlaşılan bu metin şöyle tercüme edilmiştir:

Üç Alan. Alanç, Anal ve Alban. Üçünün büyüğü Turus. (Süleymanov 1987:26)

Bu kısa metinden Alanç, Anal ve Alban adlı kişilerin Alan milletinden oldukları ve büyüklerinin de Turus adını taşıdığı anlaşılmaktadır.

M.S. I. yüzyılda yazılan Yosif Flaviy’in ‘İvdeyskaya Voyna’ adlı kitabını XII. yüzyılda Rusçaya tercüme eden bir yazar, ‘Asların dili Peçenek dili ile aynıdır’, diye yazmaktadır (Mızı Ulu 1994:43).

Arap tarihçilerinden Bîrûnî de Alanların ve Asların Türk asıllı ve Türkçe konuşan bir halk olduklarını belirterek, esas yurtlarının Orta Asya’daki Ceyhun Irmağı ile Hazar Denizi arasındaki Oğuz Çölü olduğunu ve Alanların dilinin Peçenekçe ile Harezmce karışımı bir Türk lehçesi olduğunu bildirmektedir (Şeşen 1985:197).

Eski Arap coğrafyacılarından Sa’id el Magribî, Alan ülkesinin Gürcistan’ın doğusunda bulunduğunu ve Alanların Hıristiyanlaşan Türk kavimlerinden olduğunu yazmaktadır. Sa’id el Magribî, Alanlar hakkında şunları söylemektedir:

Gürcistan’ın doğusunda Alan ülkesi bulunur. Bunlar Hıristiyanlaşan Türklerdendir. Alanlardan sonra Türklerden As denen kavim bulunur.’ (Şeşen 1985:203).

Bütün bu bilgiler, X-XII. yüzyıllarda Kafkasya’da yaşamakta olan ve gezginler tarafından Alanlar olarak adlandırılan kavmin, Kafkasya’da IV. yüzyıldaki Hun işgalinden önceki dönemde yaşayan Alanlar ile artık aynı kavim olmadıklarını belgelemektedir. Kafkasya’da pek çok yerli halkla yüzyıllarca birlikte yaşamanın sonucunda değişik kavimlerle karışan Alanlar, dönemin gezginleri tarafından ‘Türkler’ adıyla tanımlanıyorlardı. Bu durum, belki de başlangıçta Türk ve İranlı kavimlerden oluşan Alanların içindeki Türk unsurlarının Bulgar, Hazar, Kıpçak gibi Türk kavimleri ile birleşerek yeni bir etnik kimlik kazandıklarını, İranlı unsurların da farklı bir etnik kimliğe büründüklerini akla getirmektedir. Böylece, Alanların Türk kökenli gruplarının Karaçay-Malkar etnik kimliğine dahil olurken, İranlı gruplarının da Oset etnik kimliğini oluşturdukları düşünülebilir.

Karaçaylılar bugün Kafkasya’da Gürcü-Mingrel halkı tarafından ‘Alan’ adıyla tanınırlar. Osetler de Malkarlılara As, Malkar bölgesine Asiya, Karaçay’a ise Ustur Asiya (Büyük Asiya) adını verirler. As bilindiği gibi Alanların diğer bir adıdır.

Bütün bunların yanı sıra Karaçay-Malkar halkı bugün dahi birbirine ‘Alan’ diye hitap eder. Alan adı Karaçay-Malkar dilinde soydaş, dost, kardeş anlamlarına gelmektedir ve Kafkasya’da yalnızca Karaçay-Malkarlılar birbirlerine Alan diye hitap etmektedirler.

Alanların adları ve hatıraları XX. yüzyıl başında Kafkasya’dan Osmanlı Devleti’ne göç etmek zorunda kalan Karaçaylılar arasında da korunmuştur. 1980’li yılların başında Konya’ya bağlı Başhüyük adlı Karaçay köyünde etnografik materyal toplamak amacıyla ziyaret ettiğim Sılpagarların Şıkka kızı Aminat adındaki yaşlı Karaçaylıdan aldığım şu bilgi önemlidir. 1905 yılında Karaçay’ın Ogarı Teberdi köyünden ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç eden Sılpagarların Şıkka kızı Aminat’a Alan sözünün anlamını sorduğumda şu cevabı vermişti:

Birbirimize Alan dediğimize göre Karaçaylılar Alan Türklerinden çıkmışlardır’.

Kaynaklar

AŞEMEZ, H. (1973), ‘Adıgey (Çerkesya)’in Kısa Tarihi.’ Kafkasya Kültürel Dergi (İstanbul), X (39-42): 36-89.

BAYRAMKUL, Ahmat (1982), ‘Alanlanı Tillerini Üsünden İstoriya Dokumentle’. Şorka, Çerkessk.-232-248.

EBERHARD, W. (1942), Çin’in Şimal Komşuları.-Ankara.

KURAT, Akdes Nimet (1972), IV-XVIII. Yüzyıllarda Karadeniz Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri.-Ankara: Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Yayınları.

MIZI ULU, İsmayıl (1994), ‘Tarih-Halknı Baylıgıdı.’ Mingi Tav (Nalçık), (4): 23-54.

SÜLEYMANOV, Töleş (1987), ‘Kuyu Mezar ve Katakomb Medeniyeti.’ Emel (Ankara), XXXVIII (163) : 24-27.

ŞEŞEN, Ramazan (1985), İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Ülkeleri.-Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları.

Аланы и асы в этнической истории регионов Евразии / Материалы Всероссийской научной конференции с международным участием. – Карачаевск: КЧГУ, 2010. С. 307-312

Вверх